hoşgeldiniz

Archive for Mayıs 2009|Monthly archive page

kaygı ve teselliler

In yalıtım, Yapı malzemesi (duvarlar) on 31/05/2009 at 12:29

P1010850

Duvarda kullandığımız klinker pres tuğlaları yüksek ısıda (1000 derecenin üzerinde) pişirilen seramik ürünleri. Bu derecelere çıkabilen Türkiye’deki tek firma bildiğimiz kadarı ile Işıklar Tuğla. Yüksek derecede pişirme, tuğlanın sağlamlığını artırırken, su emiciliğini azaltıyor. Ancak tabi bunun çevresel bir maliyeti var. Pişirme sırasında kullanılan enerji sarfiyatı yüksek, yakıtlar kirletici. Birçok tuğla fabrikası maalesef halen pişirme fırınlarında kömür kullanmaya devam ediyor. Bir tesellimiz, Işıklar Tuğla’nın doğal gaz fırınlarını kullanıyor olması. Bir de pres tuğlanın ömrünün uzun olmasından dolayı, kullanılan enerjinin tuğlanın ömrüyle karşılaştırıldığında kabul edilebilir oranlara geliyor olması. Evimiz ömrünü doldursa dahi (dileğimiz 100 yıldan önce olmaması), bu tuğlalar tekrar bir evin yapımında kullanılabilecek sağlamlıkta. Öte yandan kullanımı sonunda tuğlalar yüzde yüz doğaya geri dönebilecek.

quercus_suber

Benzer bir kaygı-teselli durumunu ısı yalıtımında kullandığımız mantar levhalar için de söyleyebilirim. Levhalar Portekiz’den geliyor ve ulaşımı sırasında harcanan yakıt (enerji) bunların çevresel maliyeti olarak sayılabilir. Tüm malzemelerin civardan temin edilebiliyor olması çevre dostu bir yapıda tercih edilirdi. Ancak, mantar levhaları kullanarak, tüketicilere ve üreticilere bir ufak mesaj verdiğimizi düşünüyorum:

“Ev sahipleri yalıtım malzemelerinde doğal alternatiflerin olduğunu bilmeli ve yerli firmalar yalıtımda doğal malzemeye yatırım yapmalı.”

Avrupa’da doğal yalıtım malzemelerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Bunun da en önemli itekleyicisi çevreye duyarlı mimari akımlar. Bitki bazlı yalıtım levhaları (keten-kenevir elyafı, saz ve samandan plakalar), mantar levhalar, selüloz, koyun yünü plakalar, formaldeit ihtiva etmeyen odun elyafı veya odun yünleri vb… Ülkemizde maalesef çoğunun esamesi okunmuyor. Bilinen birkaç tanesine de (selüloz, mantar gibi) talep sınırlı. Veya odun elyafının doğal yapışkanlısı (mısır nişastalı gibi) bilinmediği için formaldeitli olanlar kullanılıyor.

Mantar levhalarına geri dönersek, hammaddesi olan mantar meşesinin üretimi çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilirliğe güzel bir örnek. Mantar, akdeniz iklim kuşağında doğal olarak yetişen bir tür meşenin (mantar meşesi – quercus suber) kabuklarından elde ediliyor.

Sanıldığının aksine meşe, mantar için kesilmiyor, en az 40 yaşına gelmiş meşelerden her 9 yılda bir zarar verilmeden kabukları alınıyor. Mantar meşesi üreticileri ormanlarının sürdürülebilir ilkelerde yönetildiklerinin sertifikasını sunmak durumunda (Forest Stewardship Council – FSC sertifikası). Mantar meşesi plantasyonları, nesiller boyu devam ettiriliyor. Meşelerin bakımı ve mantar üretimi yüzlerce kişiye iş imkanı sağlıyor, ağaçlar Co2 tutucu etkisi ile iklimin dengelenmesine katkı sağlarken biyolojik çeşitliliği de destekliyor. Mantar meşesi ormanlarının 40 kuş türü, m2’ye 60 bitki türü ve pek çok memeli hayvana ev sahipliği yaptığı belirlenmiş. Meşe kabukları çeşitli işlevleri için işlenirken çevreye zararlı hiç bir aşamadan geçmiyor. Nihai ürün sağlıklı ve uzun uzun ömürlü olarak tüketici dostu oluyor. (mantarın 50 yıl yalıtım değerinden ödün vermediği biliniyor.)

Bir arkadaşım biraz kaygıyla sordu; “ya herkes mantar yalıtımı tercih ederse o zaman ne olacak? Herkese yetecek kadar mantar bulunabilir mi?” Kısa vadede bulunamayacağı kesin. Keşke talep olsa, herkes için de mantar olmasa ve bu “aşırı talep” mantar dahil diğer tüm doğal yalıtım malzemelerinin üretimi için teşvik edici olsa. Böylece piyasa yapay, sağlıksız, kısa ömürlü yalıtım malzemeleriyle yetinmek yerine, yeni bir alan keşfedecektir. Yani evet, lütfen doğal yalıtım malzemelerini araştırın ve talep edin.

NOT: Mantarla yalıtımı düşünüyorsanız, daha fazla bilgi için tıklayın.

Reklamlar

duvarlarda suyun dayanılmaz tırmanışı

In temel on 26/05/2009 at 13:24

Suyun evin temelinden yürüyerek duvarlar içinde yükselmesine “kapilarite” sebep oluyor; yani yapı malzemesi içindeki incecik yollardan su yer çekimine meydan okuyarak ilerliyor. Bir küp şekerini yarısına kadar çaya batırdığınızda, çayın şekerin içinde yukarı doğru çıkışını düşünmek kapilariteyi anlatmanın en kolay yolu. Ağaçlar kapilarite ile suyu topraktan gövdeleri boyunca yukarı iletirken, duvarlar da (özellikle tuğla, briket ve hatta taş) şeker gibi suyu çekiyor.

Ağaca can veren bu özellik, duvarları nemle çürütebiliyor. Nemin 1,5 metre yükselmesi şaşırtıcı değil. Duvarınızı kaplayan malzemeler (sıva, yalıtım, sidding vb) duvarın güneşlenmesini ve nemin kurumasını engelledikçe, nem daha da yükseklere tırmanabiliyor. İşte size duvar kaplamalarına karşı bir kez daha temkinli yaklaşma sebebi.

P1010807Ne yapılabilir? Bunun doğal bir yolunu bulamadım. Suyun veya nemin çıkışını durduracak su geçirmez petrol türevi malzemeler (membran deniyor) var. Bunlar, toprak yüzeyinden en az 15 cm yükseklikte, temel duvarı ve evin duvarı arasına (tabiki yatay olarak) seriliyor. Yapıştırmak için ikişer cm kalınlıkta iki beton yüzey arasına alabilirsiniz.. Evet yine beton!

Bu arada son bir şey, kapilariteyi keşfeden kim biliyor musunuz? Leonardo da Vinci.

temeli kuruya almak

In temel on 25/05/2009 at 19:50

Temelde beton üzerinde örülen 80 cm taş duvarın zeminden gelen nemi durduracağına inandığımızı söylemiştim… Oysa, taş duvarın kapilarite ile suyu yukarı iletmede betondan daha başarılı olduğunu dün hz. Google’dan öğrendim.

Yine dün öğrendiğim bir başka şey daha var. Taban suyunun yüksek olduğu, killi topraklar üzerinde, deprem bölgesinde veya oynak zeminde yapılacak evlerin toprak üzerine oturması tavsiye edilmiyor. Tam da bizim arazi bu tanıma uyuyor. Taban suyumuz yüksek, toprağımız killi, denize 5 km mesafedeyiz ve bir deltada olduğumuz düşünülürse aslında altımız deniz! Bunlar yetmiyormuş gibi Samsun Bafra 2. derece deprem bölgesi, sanırım.

Ancak bugün temel duvarını ören taş ustası Ahmet Usta ile konuştum. Taş nemi iletmez diyor. Üstelik de temelin içini doldurmazsak, daha fazla nem olur, böcek olur, koku olur diyor. Eh ustaya mı güvenirsin, webde bulduklarına mı? Biz ustaya güvenelim dedik. Temel duvarlarının içini doldurarak, evi taş ve mıcır dolgu üzerine oturtuyoruz.

.capilarite

betona mahkumiyet

In temel on 24/05/2009 at 10:37

İşte betona yenildiğimizin resmidir.P1010712

Evimizde hiç beton kullanmayalım derken, temel altında betonarme hatıl ile işe başlamaya razı olduk. Demir kafesler üzerine 50 cm beton döküldü. Ustaların demesi, başka türlü sağlam olmazmış. Bunun üzerine 80 cm taş temel çıkılıyor.

Danıştığımız bir mühendis temelde, 1.40 metre taş duvar altına, 10 cm kalınlığında ve 70cm genişliğinde kızılağaç hatıl kullanmamızı önermişti. Özellikle doğu karadeniz’de yerel mimari üzerine çalışan arkadaşlara, orman mühendislerine konuyu ilettik, teyid edemedik. Internette sadece bizimki gibi bir blog sayfasında şöyle bir paragraf bulduk:

“—Kızılağaç temel ve duvar hatıllarında kullanılır. Çünkü doğal ardaklanmış (içten çürüyen ağacın ilaçlanarak çürümesini önlemek) bir ağaçtır. Bu nedenle neme dayanıklıdır ve çürümez. Özellikle dağ evlerinin yapımında ve Doğu Karadeniz’in bazı yörelerinde temel için kullanılır. Kızılağaç önce fore kazık halinde çakılır ve üstüne yine kızılağaç kirişleri atılır. Kızılağaç her iki kullanım şeklinde de biçilmez, sadece zedelemeksizin sert kabuğu ‘çürüme olasılığın ortadan kaldırmak için’ soyulur. Diğer tüm evlerin iç mekânında meşe ve gürgen, çatıda kestane hâkimdir.”

Konunun muhakkak dikkate değer bir tarafı var. Ancak biz başkaca bir teyid bulamadığımız için ve mühendisin verdiği ölçüleri (10 cm kalınlık) pek ikna edici bulmadığımızdan, ustaların ve diğer danıştığımız inşaat mühendislerinin “illa da beton hatıl” telkinlerine teslim olduk. Yine de kızılağacı denemek isteyenler olabilir. Bizim betondan kaçınma nedenimiz nem ve ısı hareketlerini engellemekti. Şimdiki durumda temelde beton üzerine 80 cm taş duvarın nemin yukarı çıkışına karşı bir önlem olmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Taban suyu burada çok yüksek olduğu için ikinci bir önlem olarak su yalıtımında membran da kullanacağız.

doğu ve batı cephe

In mimari on 24/05/2009 at 09:34

c-dogu

Doğu cephede, aşağı katta önde (güneye doğru) çalışma odası ve arkada konuk odası bulunuyor. Yukarı katta ise yatak odası. Deltada gün doğumu sabahın en büyük keyfi, erken uyanan Sunay için gün doğumunu izlemek her sabah bir şölen. Ben de zaman zaman ona eşlik edebiliyorum, uykum arasında.

c-bati

Batı cephede, aşağı katta mutfak var. Mutfak ve oturma odasının arasındaki veranda da batıya bakıyor. Yukarı katta ise, merdiven çıkışının alanı ve bir teras var. Aslında batı cephesi yaz güneşinden korumamız gereken bir cephe. Ancak biz yine de geniş camlardan kaçınmadık. Dileriz, yaz sıcağı bizi pişman etmeyecek.

güney ve kuzey cephe

In mimari on 24/05/2009 at 08:47

c-güney

Oturma odası (salon) ve çalışma odasının bulunduğu güney cephesinde geniş camlar kullandığımızı söylemiştim. Umudumuz, kışın güneşli günlerde bu camlardan doğrudan güneş ısısından faydalanmak.

c-kuzey

Mimarımız Mustafa E. Peker, özellikle kışın şiddetli rüzgar ve yağmurun geldiği kuzey cephede cam kullanımını sınırladı. Kuzeyde, aşağı katta binanın ana girişi bulunuyor. Girişin doğusunda konuk odası ve wc, batısında mutfak bulunuyor. Üst katta ise, doğuda yatak odası ve banyo, girişin üstünde ise merdiven çıkış alanı var.

evimiz ekolojik mi, yeşil mi, doğal mı

In mimari on 23/05/2009 at 23:42

Thomas WeberEkolojik ev, düşük enerji evi, pasif ev, doğal ev, yeşil ev, çevre duyarlı ev… Bizim ev hangisi? Uzun zaman bunlardan herhangi birini kullanabileceğimi düşündüm. Ancak şimdi hiçbiri diyorum. Belki olsa olsa çevre duyarlı geleneksel ev diyebilirim. Ama o bile mi değil acaba?

Her şeyden önce ekolojik ev veya akıllı ev olmadığını söylemeliyim. Ekolojik ev, her türlü enerji, su ve atık sistemleri çevresel etkileri dikkate alınarak tasarlanmış, teknolojinin bu hizmette kullanıldığı evler. Misal, evin kendi biyolojik doğal arıtımı oluyor, yağmur suyunu topluyor, lavabodan gelen suyu sifona dolduruyor, enerjisini rüzgar ve güneşten üretiyor ve hatta garajdaki arabayı ürettiği elektrik ile şarj ediyor, güneşin açısına göre otomatik olarak perdelerini ayarlıyor, hatta çatı saçakları uzuyor kısalıyor… Henüz deneysel olan, gelecek için kaçınılmaz olacak uygulamalar.

Pasif ev, ısınma için yıllık enerji kullanımı en fazla 15 kWh/m2; toplam enerji kullanımı (ısınma, aydınlatma, sıcak su vb beraber) en fazla 50 kWh/m2 olan evler için kullanılan ve Avrupa’da belli bir standardı ve sertifikalaması olan evleri tanımlıyor. Neredeyse nefesle ısınıyor bu evler. Düşük enerji evlerinde ise, toplam enerji kullanımı 100 kWh/m2’yi geçmiyor.

Yeşil ev veya çevre duyarlı ev biraz daha muğlak tanımlar. Doğal ev ise her türlü malzemesi doğadan “toplanarak” inşaa edilmiş, yapısıyla, içindeki yaşamıyla doğal ve yaşayan evler. Genellikle taş, ahşap veya kerpiç gibi yapı malzemelerini kullanıyor ve geleneksel mimariden esinleniyor. Ancak bu evler, yeni malzemeler denemekte de oldukça cesurlar: saman balyasından ev, pişmemiş toprak briket ev gibi. Organik, sıcacık renk ve formlarda oluyorlar. Çatıları çimen ve çiçek kaplı, duvarları toprağa gömülmüş, ahşapları işlenmemiş olabiliyor.

Doğal evler hariç hiçbiri (ekolojik, akıllı, yeşil, çevre duyarlı evler), malzemelerinde illa da doğalı kullanacağız iddiasında değiller. Enerji ihtiyaçlarını düşürmek adına, üretim süreçlerinde yoğun enerji ve kimyasal kullanılan mineral yalıtım malzemeleri (taş yünü, cam yünü) kullanabiliyorlar.

Biz doğal evlerden çok etkilendik ve esinlendik. Ancak tasarımımız doğal, geleneksel ve güneş mimarisinin bir harmanı oldu. Herhangi bir kategoriye koymayacağım. Enerji üretimi ve su kullanımı, atıklar konusunda iddialı olamadık. Ev tasarımı sırasında gelen pek çok öneriyi dikkate aldık, ancak çoğunu kısıtlı olarak uygulamaya sokabildik. Çünkü önerilerin çoğu ya uygulamadan uzaktı, ya da koşullara ve evin bütünlüğüne uymuyordu…

Daha çok çevremizdeki mevcut geleneksel yapılar, internetteki uygulama sayfaları, forumlar yön verdi hayallerimize. Bir de mimarımız Mustafa E. Peker ile arkadaşımız iç mimar Ayşegül Peker… Mimarımız neredeyse bizim ev projemizle yatıp kalktı aylarca. Evi her an değişen fikirlerimize uyumlu hale getirmede inanılmaz hassasiyet gösterdi. Ayşegül ise evin bütünüyle ilgili fikirlerini, pratik zekasını ve yaratıcılığını paylaşmada çok cömertti. Bu günce’nin bir amacını da onlara teşekkür etmek olarak görüyorum.  Bizim evimiz onların eseridir ve sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

güneş mimarisi

In mimari, ısınma on 22/05/2009 at 21:44

193-074-01-illustrations

Güneş mimarisi, bir evi güneşten en iyi şekilde faydalanacak şekilde planlamayı öneriyor.
Güneş evlerinde, güney cepheler bol camlı ve batı/ doğu cephesine göre geniş planlanıyor. Böylece kışın doğudan batıya doğru güney tarafına yatık ilerleyen güneş tüm gün evin içini ısıtıyor. Yazın güneş kışa göre daha dik geçtiği için çatı ve saçakları, evin aşırı güneş altında kalmasını engelleyebiliyor. Bu kadar basit!

Güneşin bu nimetlerinden faydayı güçlendirmek için, evin içinde doğrudan güneş alan yerlerde taş, tuğla veya beton gibi ısıl kütleler (ısı depolayabilen kütleler) bulundurarak, bunların gündüz kazandıkları ısıyı, gece geri bırakmaları ve ev içi ısıyı dengelemeleri sağlanıyor.

Bu şekilde evin güneyden güneşlenmesini sağlamak, güneşten doğrudan faydalanmanın en basit ve bilinen yolu.

Güneşten yine pasif (yani elektriğe çevirmeden) ancak dolaylı faydalanmanın bir yolu ise, evin güney cephesi önünde, duvar boyu ve yüksekliğince dar bir camekan sera yapmak. Bu sera ile duvar arasında ısınan havayı, duvarın yukarısında bırakılan deliklerden içeri almak ve duvarın aşağısında bırakılan deliklerden de evin içinden soğuk hava akımını sağlamak. Bu şekilde güneş olduğu sürece evin içine sıcak, evden dışarı soğuk havayı döndürerek hem havalandırma hem de ısınma sağlanabiliyor. Camekan arkasındaki duvar, taş, dolu tuğla veya beton gibi bir ısıl kütle olursa gündüz depoladığı ısıyı gece salarak kalorifer görevine devam ediyor.

Bu yöntemde inşaa edilen camlı duvarlara, 1970’lerdeki ilk uygulayıcısı olan Fransız Mimar Felix Trombe’un adı verilmiş. 90’larda unutulan Trombe duvarlar, 2000’li yıllarda tekrar revaçta.

400px-Ensoleillement_ete_hiverkerkenes

Evinizde doğrudan güneş ısısından mı, yoksa trombe duvarlı ısınmadan mı faydalanmayı tercih edeceğiniz, bölgenizin güneşlenme oranına göre değişebilir. Kışın bol güneşli ancak soğuk olan yerlerde (Kayseri, Van gibi ) Trombe duvarı etkin olabilir.

Bizim bölgemizde (Samsun Bafra), kışları 2-3 gün tam güneşli, 15 gün parçalı bulutlu ve 12-13 gün ise tam kapalı ve yağışlı. Yani güneşi gördük mü, doğrudan enerjisini en hızlı yoldan kullanmak daha akıl karı olacak. Bu sebeple trombe duvar denemesine gitmedik. Güney cephemizde geniş cam kullandık ve içerde güneş alacak yerlerde tuğla ve taştan ısıl kütleleri planladık. İlk kışımızı geçirirken (2009-2010) güneş mimarimizin etkileri üzerine yazacağım.

NOT:  “Güneş duvarları” için tıklayın.

mantar çatı

In çatı, yalıtım on 18/05/2009 at 21:16

Aralarında 5 cm boşlukla 3 sıra pres tuğla duvarlarımızda yalıtım yapmayacağız demiştik. Zeminde ve çatıda ise mantar levhalarda karar kıldık. 5 cm (50 mm) kalınlığında mantar levhaları kiremit altında, 2.5 cmlik mantar levhaları da zeminde kullanacağız. Gerektiğinde duvar yalıtımı için de kullanılabilecek eşsiz bir ürün.

Yüzde yüz doğal bir malzeme olan mantarın böcek, fare vb. düşmanı yok, zehirli değil ve yangına direnci yüksek. En önemli avantajı dayanıklılığı, yani evin yaşı kadar ömrü var. (Almanya’da yıkılan 45 yıllık bir binanın içinden çıkan mantar yalıtım levhalarının halen işlevini koruduğu görülmüş. Ben inanırım.) Ayrıca, nefes alıyor (biraz sınırlı gerçi) ancak suyu ve nemi emici değil (şarap şişelerindeki onlarca yıl dayanan mantarları düşünün). Isı iletkenliği katsayısı (lambda değeri) 0,038-0,040 W/mK arasında. Şunu da ekleyeyim, bir cm (10 mm) mantar yalıtım plakası, 12 cm delikli tuğla, 38 cm beton, 25 cm taş ile eşdeğer ısıl iletkenliğinde.

Mantarın bir kusuru ithal bir ürün olması. Mantar Portekiz, İspanya, Fas’ta yetişen mantar meşesinin kabuklarından elde ediliyor. Türkiye’de de Hatay bölgesinde 60’lı yıllara kadar mantar meşesinin bir yakın türünün (quercus pecudocerris boiss) doğal olarak yetiştiği biliniyor. Ancak kıymetini bilemediğimizden yok etmişiz. Aslında evimizin inşaatında yerli malzemeleri kullanmak temel ilkemiz oldu. Sanırım şimdilik mantar bunun tek istisnası.

Türkiye’de, Teknor mantar levhalarını deniz yolu ile ithal ediyor. Başka firmalar da var hiç kuşkusuz. Ancak firmaların yönlendirmesinden önce siz mantar levhalar, kullanımları ile ilgili bilgi edinin. Birkaç önerebileceğim site:

my barn conversion
amorim
la maison du liege
teknor
sanater

Yanlız dikkat! ithalatçı firmalar işin teknik uzmanı olmayabiliyorlar. İzmir’deki bir ithalatçı bize zemin yalıtımı için 10 mm, çatı yalıtımı için 2 mm kauçuklu mantar levha önerdi. Olacak şey değil! Çatı yalıtımı genellikle zemin yalıtımına göre 3 kat daha kalın olarak önerilir. Üstelik kauçuklu mantar ısı yalıtımı için orta seviyede etkin iken, ses ve titreşim emici olması açısından eşsiz bir ürün. Uçak, tekne, otomobil gibi ses ve titreşimin yoğun olduğu yerlerde kullanıyor. Ses yalıtımı için iyi olan bir malzeme illa da ısı yalıtımında da iyi olacak diye birşey yok.

Benim araştırmalarıma göre mantar ürünleri içinde en uygunu Expanda serisinde “agglomerato negro”. Bölgenizin iklim koşullarını dikkate alarak en az 50 mm’lik olanlarından kullanın derim. Bir tavsiye de çatıda kullanacağınız kalınlığı iki eşit plaka olarak serin. Örneğin 50 mm’lik kullanmaya karar verirseniz 25’lik iki plaka kullanmanız, 50 mm’lik tek plaka kullanmanızdan daha etkin oluyor. Niye mi? Bulursanız siz bana söyleyin!

manto_mantari

doğal yalıtım malzemeleri

In yalıtım on 18/05/2009 at 15:50

P1010803toit en roseauxOdun lifi levhalar (veya odun elyafı – MDF, HDF), OSB (oriented strand board-yönlendirilmiş yonga levha), mantar, koyun yünü, saz, saman, keten ve kenevir elyafları, seluloz, pamuk yünü… Her biri, endüstriyel yalıtım malzemelerine alternatif, yüksek yalıtım değerine sahip doğal malzemeler.

Ancak dikkat, özellikle odun levhalarda ve OSB’lerde birleştirici olarak kullanılan formaldehit (metanal) proteinler ile suda çözünmeyen bileşikler meydana getirdiğinden zehirli. Türkiye’de odun elyafı ve OSB’lerde bildiğim kadarı ile formaldehitsiz ürün yok. Dilerim yanılıyorum. Biz uzak durmaya karar verdik.

Koyun yünü çok çekici geldi… Zaten kırsal bir bölgedeyiz ve kolaylıkla saf koyun yünü bulabilirz. Üstelik ağırlığının yüzde 30’una kadar su ve nem tutabilirken yalıtım değerinden ödün vermemesi ile mükemmel bir yalıtım malzemesi. Ancak bir kusuru var: myte istilası kaçınılmaz. Mytelar, 2 ila 5 yıl içinde yüzde 90 istila ediyor ve ortada tek gram yün bırakmadan yiyorlar. Bunu geciktirmenin bir yolu yünleri koyunlardan kırkıldığı gibi yıkamadan koymak. Yünlerin içindeki doğal bir madde uzun bir süre myte istilasını önleyebiliyor. Kimyasal mücadele olarak, mitin FF maddesi myteları uzak tutuyor diyorlar, ancak sanırım bu da bir zehir olduğundan işin doğalına kaçalım derken kendimizi zehirlemeyelim. Şimdilik önermekten kaçınacağım.

Çatıyı saz kaplamayı ne çok isterdik. Hollanda, Almanya, İngiltere’de pek çok geleneksel ev, Türkiye’den giden sazlarla kaplanıyor… Ancak Türkiye’de işçiliği bilinmiyor. Kiremit altında sazı yalıtım amaçlı 20 cm serebiliriz diye düşündük. Ancak koyun yünü ile ilgili heves kırıcı pek çok forum, blog yazılarından sonra sazın da benzer haşere, küf, çürüme sorunu olursa diye korktuk. Eh 2-3 yıl içinde hüsranla sonuçlanacak bir girişimden kaçınmak istedik.

Seluloz, Türkiye’de de bulunabilen nadir doğal malzemelerden. Kağıt atıkları hamur haline getiriliyor, içine bor tuzu ekleniyor ve yalıtım yapılacak yerlere püskürtülerek dolduruluyor. Seluloza, bor tuzundan başka ne malzeme ekleniyor ve bunlar sağlıklı mı bilemiyorum; ancak atık kağıtlarda kalan mürekkepten kaçınanlar olabilir.

Biz mi? Biz yalıtımda mantarın özelliklerinde diğer hiçbir doğal ürüne cesaret edemedik. Nedeni bir sonraki bölümde