hoşgeldiniz

Archive for 2009|Yearly archive page

nihayet pencereler

In kapı pencere, Yapı malzemesi (ahşap) on 25/12/2009 at 10:56

2 gün önce evin camları takıldı. Artık her yağmurda evin neresini sular basıyor diye telaşlanmayacağız. Daha da önemlisi bundan sonra evin içinde kalan işlerimizi tamamlayarak taşınmayı düşünmeye başlayabiliriz.

Dış kapı ve pencerelerde Isıcam sinerji camlarını kullanıyoruz demiştik. Bunlar ısı kontrol kaplamalı çift camlar. Bu camların ısı yalıtım özelliği konusunda – tekrar olmasın – dilerseniz “kaplasak da mı camlasak” yazımıza bakabilirsiniz.

Doğramalara gelince, tercihimizden çok memnunuz: ahşap doğrama olsun demiştik. Ahşap, nefes alan bir malzeme olması, nemi dengelemesi ve herşeyden önce doğal bir malzeme olması sebebiyle tercihimizdi. Doğramada sarıçam, dişbudak, meşe gibi sert ağaçlar kullanılıyor. Abdullah Usta (Baykap Ahşap) dişbudakla çalışmayı seviyor; biz de olsun, dedik. Dişbudak yörenin ağaçlarından; uzaklardan taşıma gerektirmeyecek bir malzeme olması bizim için önemli (neden mi, tıklayın). Ayrıca, evde sarıçam ve meşe diğer alanlarda kullanılmıştı, bir de dişbudak olsun varsın.

Doğramada kullanılacak olan ahşabın muhakkak fırınlanarak nemi düşürülülüyor, ayrıca çalışmasını  engellemek için keresteler damarlarına göre üst üste konarak, 10 gün pres makinalarında sıkıştırılıyor. Sonrasında çok ince ve uzman bir işçilik.

Montaj sırasında doğrama duvar arasında 1,5 ila 2 cm boşluk bırakılıyor ve bu boşluk köpük ile dolduruluyor. Köpükleri örtecek şekilde çepeçevre ahşap çıtalar çakılıyor. İşte, bu köpük işini sevmedim. Köpükler kimyasal zehir! Ahşapla yan yana ne işi var? Ancak ne itiraz edebildim ne de bir alternatif önerebildim. Köpükle dolan boşluk sayesinde doğrama ve camlar olası duvar hareketlerinden bağımsız olabiliyor ve dolayısı ile kırılma riski azalıyor. Ayrıca bizimki gibi tuğla duvarlarda duvarın girinti çıkıntılarını örtebilmek için de kullanışlı.

Doğramanın rengini her ne kadar doğal tutalım dediysek de yine Abdullah Ustamız, güneş ışınlarının zararlı etkilerinden ahşabı koruması için koyu rengi önerdi. Koyu ceviz rengi beğendik. Boya değil aslında, Remmers‘in renk katkılı su bazlı ahşap koruyucusu. Biz de yine olur, dedik. Ve sonuçtan memnunuz.

Son olarak, bir pencerenin sağlıklı ve doğru çalışması ve enerji tasarrufu sağlaması konusunda önemli unsurlarından olan pencere kapı donanımlarında bize yol gösteren, G.U‘dan Murat Yarar arkadaşımıza da teşekkür etmeliyiz.
Pencerelerde tek açılım yerine çift açılım sistemi (yandan ve yukardan açılım) ciddi enerji tasarrufu sağlayabiliyor. Öncelikle, conta baskısı daha iyi olduğundan sızdırmazlık sağlıyor, ayrıca daha az ısı kaybıyla havalandırma yapılabiliyor. Biz biraz geç öğrendik, siz kaçırmayın; G.U’nun ventilasyonlu köşe elemanı ile sürekli bir mikrohavalandırma imkanı yapabilirsiniz. Neyse, kapı ve pencerelerde aç kapa bizim için çok kolay. Dilerim sizin için de öyle olsun.

Reklamlar

eski çamlar ne oldu

In Yapı malzemesi (ahşap) on 29/11/2009 at 00:42

Evin ahşap işlerinde kullanmak üzere Kastamonu’dan eski bir konaktan çıkma  yüz yıllık sarı çam ahşaplar almıştık. Bununla ilgili yazı için, buraya tıklayabilirsiniz.

Tavan ve yer döşemesi, tavan mertekleri (taşıyıcıları), kapı ve pencere lentoları, denizlikleri,  sundurmalar, mutfak ve banyo tezgahları, raflar için bu 25 m3 ahşabı kullandık (kullanıyoruz). Ancak yetmedi. 25 m3’ün pek de büyük bir miktar olmadığını gördük. Ayrıca çıkma ahşapların fazla fire verdiğini söylemeliyim, oran vermek zor.

Tavan ve yer döşemeleri için yarı yarıya yeni sarı çam ve sedir almak zorunda kaldık. Ayrıca merdiven ve iç kapılar da yeni sarı çamdan oldu. Pencere doğramalarına gelince, özel preslenen dişbudak kullanıyoruz. Yeni sarı çam ve dişbudak yerli ve yöreden. Maalesef sedir için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Günah çıkarayım, yer döşemesinde çıkma ahşapların yanında  rus sediri de kullandık. Uzaklardan gelen malzemelere ilişkin kaygılarıma değinmiştim.

Ancak evin havasını veren eski sarı çamlar oldu. Çıkma ahşap kullanımını kesinlikle öneriyorum, bir koşulla: bu ahşapları işleyecek ustanızın gönlünün olması. Eski ahşabın içinden bol miktarda çivi çıkabiliyor; ayrıca çok kuru olduklarından atölyede kuru talaş ve odun tozundan geçilmiyor. Dediğim gibi ahşap kokusunu seven, hatırşinas – bizim Kadir Ustamız gibi – bir ustanız yoksa, çıkma ahşapla çalışmak ustanızı ve dolayısı ile sizi yorabilir.

evde yapamadıklarımız

In su on 28/11/2009 at 23:01

Evimizle ilgili yaptıklarımızdan bahsettim bolca, ve yeri geldiğinde de bazı yapamadıklarımızdan. Bu yazıda, daha fazla yap(a)madıklarımızdan bahsedeyim. Günce ziyaretçileri, dostlarımız arasından sıkça soranlar oluyor: su tasarrufu, gri su, yeşil su işleri ne olacak?

Evde ve bahçede su kullanırken herkesin bildiği sıradan tasarruf önlemlerini alıyoruz. Belki biraz farklarla; örneğin bulaşık makinesi kullanmıyoruz. Bulaşık makinasının su tasarrufu sağladığı propagandasına da inanmıyoruz: Bulaşık yıkarken kullanılan su kullanımlarını karşılaştırmak yerine, makinanın tüm parçalarının üretimi, bir araya getirilmesi, makinanın evinize gelişi sırasında kullanılan su ve enerjiyi düşünün bir kere. Bir de buna yıkama sırasında kullanılan elektriğin çevresel etkisini ekleyin. Hesap iyice karışık; benim aklıma göre, suyu dikkatli kullanan pratik bir elde bulaşık çok daha çevre dostu.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, evlerde kullanılan musluk suyunun üçte biri sifonlardan akıp gidiyormuş. Bununla başa çıkmak için su-etkin sifonlar firmaların yarış alanı içinde. Ancak daha kökten bir çözüm kuru tuvaletler. Kuru tuvaletlerde, sifonda su yerine talaş var. Sifonu çekmek yerine, bir maşrapa ile talaş döküyorsunuz. Altındaki kova doldukça bir kenara koyun ve 18 hafta sonra bahçeniz için eşsiz değerde bir gübreniz olsun. Bununla ilgili daha fazla bilgi için Joseph Jenkins’in sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ben kuru tuvaletlerle ilk olarak, Asya’nın bazı kurak bölgelerindeki kırsal projelerde kullanılmak üzere geliştirilen rehberlerde karşılaşmıştım. Ancak Avrupa da dahil dünyada yayılıyor olduğunu duymamıştım. Halen İsveç, Meksika ve Güney Afrika en yaygın olduğu ülkeler. Finlandiya ve Almanya’da yaygınlaşıyor; hatta Finlandiya’da bir dernekleri bile var.

Istanbul’un sırtlarında bir kıl çadır ve bir kulubede 2 at, 2 köpek ve 2 insan olarak yaşayan arkadaşımız Melda marangoza yaptırdıkları bir kuru tuvaletleri olduğunu anlattı (fotoğrafı aşağıda); ve söylemeliyim, çok memnun. Hatta Melda diyor ki, “bulursanız sedir talaşı kullanın; çok güzel kokuyor.” Biz mi? Hayır, henüz değil. Kafa işte! Gerekmedikçe sifon kullanmamak, içine bir şişede su koymak gibi daha geleneksel yöntemlerle avunuyoruz.

Gri su, yeşil su demiştik değil mi? Duş-banyo teknesi, çamaşır ve lavabolardan dönen deterjan, sabun ve diğer “temizleyici” maddeler içeren sulara “gri su” deniyor. Bu sular toplanarak arıtılıyor ve tekrar sifonlarda ve bahçelerde kullanılabiliyor. Basit gibi görünse de aslında iyi bir mühendislik işi. Herşeyden önce gri suyu siyah sudan (mutfak lavabosu ve tuvaletlerden dönen sular) ayıran bir su tesisat sistemi gerektiriyor. Dediğimiz gibi, biz şimdilik daha genel-geçer yöntemlerle idare ediyoruz. Bir de bulaşık-çamaşır ve banyoda mümkün olduğu kadar organik ve/veya doğada çözünür temizleyiciler kullanıyoruz. Örneğin banyo ve el yıkamada saf zeytinyağı sabunlarını, ayrıca ev temizliği ve bulaşıkta arap sabununu tavsiye ederim. Diğer tiyoları Batur’dan öğrenmek için tıklayınız.

Gelelim yeşil suya, yani yağmur sularına. Yağmur sularının toplanarak doğrudan bahçede kullanılması, ne kadar bol suyunuz olursa olsun çok cazip. Bunun bir adım ötesi topladığınız ve depoladığınız yağmur sularını arıtarak evde kullanmak. Bu da gri suyun kullanımı gibi ince bir iş. Depolama, arıtma, evdeki su tesisatını uyarlama gerektiriyor.  Bizim için belki gereksiz, çünkü evin bulunduğu yerde 6 metrede yüzey suyuna ulaşabiliyoruz. Burası bizim doğal su depomuz; üstelik “doğal” arıtımlı. Ancak daha kurak bir yerde olsaydık düşünür müydüm? Düşünür ve uygulamayı isterdim. Sadece denemiş olmak ve olabilirliğini göstermek için olsa dahi isterdim. Bir de vicdan azabı çekmeden banyo küvetini doldurmak var tabi. Şimdilik bahçede kullanım için su oluklarının altına, fotoğraftaki gibi, mustluklu basit bir plastik fıçı koymak hiç de zor olmayacak.

sıva badana boya

In sıva badana on 13/10/2009 at 21:42

alçı sıvaEvi sıvamayacağız ve boyamayacağız demiştik. Dış cephede halen aynı görüşteyiz.

Ancak içeride önce ikinci katta bozduk bu fikri. İkinci katın duvarları örülürken, biraz da işi hızlandırmak için sıva işine yol açtık. Sıvasız bir duvar işçiliği ile sıvanacak bir duvar işçiliği arasında yarı yarıya zaman farkı oluyor. Ayrıca, ikinci katta yatak odasının tuğla görüntüsü yerine beyaz yumuşak bir görüntü hayali hoş geldi.

Sonra çatılar geldikten sonra, birinci katın kırmızı tuğlalarının içeriyi nasıl karanlık gösterdiğini gördük, aşağı katta da sıvasız olarak (tuğla dokusunu koruyarak) belki badana, belki boya demeye başladık.

Tüm bunlarla, sıva, badana ve boya için araştırmaya başladık. Evin tuğla harcında ve ıslak zeminlerde o kadar çok çimento kullandık ki (370 paket desem inanır mısınız?) artık bir gram çimentoya tahammülüm kalmadığından, duvarlarda çimentosuz sıva alternatiflerini araştırdım. Kireç, kum, toprak ve saman (veya diğer bitki lifleri) karışımı ile elde edilen harika sıva formülleri buldum. Ama gelin görün ki, bunları bırakın uygulayacak, onaylayacak bir usta bile bulamadım. Kirecin sıva veya harçta kullanımı birkaç 10 yıl önce unutulmuş. Kireçli sıvanın duvarda durmayacağını,  döküleceğini defalarca dinledim.

Kireç sıvaya olan inancım güçlü kalmakla birlikte, pres tuğlalardaki uygulamasından emin olmadım. Kireçli sıva (lime plaster) daha çok kerpiç, saman, taş veya ahşap evlerde kullanılan bir teknik olarak karşıma çıkmıştı internet ve yayınlarda. Ayrıca, bu sıvanın formül ve uygulanışına ilişkin o kadar çok dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat çekiliyordu ki, muhalefet edenlerin haklı olabileceklerini düşünmeye başladım.

Yine de denemek için malzeme temin etmiştim ki, karocumuz Metin Usta alçı sıvayı önerdi. Ah, neden olmasın! Kireçli sıvadan birkaç gömlek geride de olsa, çimentolu sıvadan kat be kat iyidir.

Alçı taşı (veya jips) doğal bir mineral. Önce içindeki su buharlaştırılıyor, taş öğütülüyor; pudra haline gelen alçı dağıtımından sonra kullanımdan önce tekrar suyla karıştırılarak macun haline getiriliyor. Nefes alan, sağlıklı bir malzeme olduğunu düşünüyorum. Su buharını tutma ve geri salma özelliği var. Geleneksel olarak yüzyıllardır kullanılıyor. Üstelik de üstüne boya sürmeden de kendi beyazlığı ile kullanılabilir (bizim niyetimiz öyle). Renk için biraz kum veya bitkisel lif katılabilir. Bu yalıtım özelliğini de artırıyor.

Kireç sıva için cesaret ve bilgi isteyenler için:

Jake in the Green

Myke Wye’in sitesi

Cité maison

Gelelim, badana boya işlerine. Burada tahmin edersiniz ki, yine tercihim kireç esaslı badana*. Sağlıklı ve nefes alan bir malzeme. Ancak, yine pres tuğlaların kireci tutup tutmayacağı kaygısı var. Yine onlarca muhalefet var. Ve bizde de yine daha önce denememişlik, acemilik ve biraz da çekingenlik var.

Boyalar içinde nefes alan, göreceli olarak sağlık şartlarına uygun olanlarını bulmak mümkün. Ancak yine de boya sanayine yüz vermek istemiyorum.

Öneriler varsa çok memnun olurum.

alçı sıva

* birkaç ay sonra: pres tuğla üzeri sıvasız doğrudan kireç badana uyguladık ve çok başarılı oldu. Sönmüş kirece zeytin yağı katıldı. Sanırım bu duvarı tutmasını güçlendiriyor.

güneş suyu

In çatı, su ısıtma on 13/10/2009 at 20:56

çatıda güneş sistemiGüneşle ısınma, güneşle soğutma, güneşle elektrik bizim için hayal olarak kaldı. Kışın güneşli gün sayısı o kadar az ki bunların hiçbiri olabilir görünmüyor. Güneşle su ısıtma sistemini de koymasak ayıp olacaktı. Estetik kaygıları bir yana koyarak, kondurduk çatıya bir güneş sistemi. Çin tipi vakumlu güneş tüplerinden aldık, 18’lik.

Ancak anlamadığım, bu güneş sisteminin sıcak su deposuna bir termostat ve rezistans koyarak,  güneşin yeterli olmadığı günlerde ılınmış suyu elektrik takviyesi ile ısıtabilecek bir sistem neden yok! Var mı sizin bir bildiğiniz?

Bu mantığı kullanım suyu ve kalorifer suyu ısıtmada güneş ve elektrik entegre sistemlerde kullanıyorlar. Ancak sadece kullanım suyu ısıtma sistemleri, elektrikli termosifonlardan bağımsız oluyor ve maalesef termosifonlara soğuk su girişi yapılıyor. Neden, azıcık da olsa güneşin ılıştırdığı su varken soğuk suyu elektrikle ısıtmak zorunda oluyoruz?

Muhakkak vardır bir yolu. Siz biliyor musunuz?

Not: Aradan tam 10 gün geçtikten sonra, aşağıdaki yorumlardan aldığımız bilgilerle, Veysi Bey’in önerdiği şekilde, sisteme elektrikli ısıtıcı (rezistans) takviyesi yaptırıyoruz. Maalesef daha konforlu ve estetik olan split sistemin maliyeti (cebri sirkülasyonlu çift serpantinli sistem), yukarıdakine göre en az 3 kat fazla oluyor. Split sistem, güneş enerjisini kalorifer suyunda kullanarak ev ısıtmada ciddi kazanımlar sağlayabiliyor. Ancak nerde bizde o güneş!

çatıdayız

In çatı on 06/10/2009 at 21:29

Ali UstaEkim ayına çatı işleriyle başladık. Güney cephe çatı tamamen bitti ve şimdi kuzey cephe çatı ile uğraşıyoruz.

Çatımız ahşap taşıyıcı sistem üzerine kurulu. Ali Usta ve Yaşar Usta 45 cm aralıklı ahşap mertekler (taşıyıcı ahşaplar) üzerine çatı döşemesi çakıyor. Aşağıdan baktığımızda tavanda mertekleri ve döşemeyi birlikte göreceğiz. Çatı döşemesinin üzerine 25 mmlik iki kat (yani 50 mm  veya 5 cm) mantar yalıtım levhalarını seriyoruz. Bunların üzerine rufolinler döşeniyor ve mertekler hizzalanarak çakılıyor. Rufolinler çatıda hem su yalıtımı sağlayacak, hem de üzerindeki kiremitleri tutacaklar. Bunların da üzerine kiremitler birbirine kanca ile tutturularak döşeniyor.

Kiremitlerimiz eski tip, oluklu kiremitler (alaturka veya osmanlı tipi de deniyor). Çenesizler‘den tuğla alamadan çıkmıştık, kiremitlerimizi onlardan aldığımıza seviniyorum.

Bu arada Turgut Bey‘in tuğla duvar ve çatıçatı öncesi duvar bitişi birleşmesiyle ilgili sorusuna cevap vermek isterim. Çatıyı taşıyan ahşaplar (mertekler) üst duvar ve alt duvar arasında döşendi. Merteklerin duvara oturan kısımları arası tuğla döşendi. Merteklerle aynı doğrultudaki eğimli yan duvarlar ise, merteklere göre 10 cm kadar alçakta bırakıldı ve üzerlerine 10 cm’lik ahşap kalas döşendi.  Duvar bitişlerini tuğla yerine ahşap yapmamızın sebebi, Celal Ustamızın fikri ile, bu duvarlar üzerinde esneklik sağlamak ve çatının esnemesi durumlarında yığma duvarları zorlamamak (malum kolon yok) ve aynı zamanda çatının duvar direnci ile karşılaşıp yukarı doğru açılmasını önlemek. İyi akıl! Taşıyıcı duvarımızın üzerindeki kalas ve yanındaki mertek arasında da 5 cm mantar yalıtım levhaları doldurduk.

Benim için önemli bduvar ve baca dibi çinko etekleriir detay çatının duvar dibinden ve baca dibinden su almasını nasıl önleyeceğimizdi. Fotoğraflarda anlaşılacağı gibi, bizim binanın 1. katının yarısı çatı ile örtülürken, diğer yarısı üzerinde 2. kat devam ediyor. Bu da çatının duvar ile birleşmesini gerektiriyor. Eminim inşaatla biraz haşır neşir olan herkes için çok basit bir konu. Oysa bizim için uyku kaçırıcı bir detaydı. Bilenler bilir, çözümü çinko levhalar oldu. Duvar ve baca diplerinde çinko levhalar döşendi. Bunlar duvardan başlıyor ve kiremitler üzerine kıvrılıyor. Duvar ve bacadan süzülen sular çinko üzerinden kiremitlere aktarılıyor.

Çatı binanın şapkası. Dilerim iyi örtmüşüzdür evimizi. Ustalarımız binanın duvar çatı inşaatının bitişini ilan eden bayraklarını diktiler şimdiden binaya.

şimdi olsa

In temel, tesisat, Yapı malzemesi (duvarlar) on 16/09/2009 at 18:05

16 Eylül 2009Bugün, 15 Eylül 2009, çiftliğe (Bafra Koşu Köyü) göçüşümüzün birinci yıldönümü; ayrıca inşaata başlamamızın da 4. aydönümü… Ustalarımız halen ikinci katın duvarlarındalar. Sanırım da 10 günden önce de bitmez duvar (araya Ramazan Bayramı da girecek). Sonra çatı, şömine montajı, doğramalar ve cam montajı, ikinci katın iç sıvası,  döşemeler, tezgah-dolaplar…

Kurban bayramına (Kasım sonu değil mi?) çıkarsınız eve, diyor Süleyman usta. Ona da şükür.

İnşaatla 4 ayın sonrasında insan bazı şeyler öğreniyor. Bu güncenin bir amacı da sizin bizim derslerimizden faydalanmanızı sağlamaktı, hatırladınız mı? Şimdi olsa, diyelim bakalım, nasıl yaparım:

•    Zemini yine yerden yukarda ve temel duvarını taş yaparım. Ancak içini doldurmam ve temel duvarlarında havalandırma menfezleri bırakırım. Böylece ev aşağıdan sürekli havalanır, nem ve su çıkışı gibi bir kaygım olmazdı; en önemlisi temel üzeri zemini membran ile  kaplamama gerek olmazdı;

•    Temel duvarı üzerinde askıda ahşap döşeme yapar ve teras çatı haricinde beton dökmem (kat arasında yapmaya cesaret ettiğim gibi);

•    Pres tuğla ile ev yapmadan önce kırk kez düşünür ve belki yine pres tuğla ile yaparım;

•    Elektrik projesini önceden yaptırır, temel kazılırken inşaata elektrikçi getiririm;

•    Su tesisatını duvar arasından değil, içerden geçiririm ve fazladan tek sıra tuğla örgüsü içine gömerim. Bir de 1,8’lik değil, 3,2’lik çift cidarlı boru kullanırım!

•    Hava boşluklu duvarlarda, iki duvar arasında tutucu olarak tel değil bağlayıcı çelik çubuklar kullanırım. Bağlayıcı tel, arada harç tutarak boşluk içinde ısı ve nem köprüleri oluşturuyor. Bu da arada bırakılan boşluğun işlevini yok ediyor.tel üzeri harç dolgu

Bu listeyi şimdilik daha fazla uzatmayayım. Yıldönümüze yakışmaz. Daha nice sağlıklı, afiyetli çiftlik yıllarımıza; evimizde inşaallah…

mantarlar terasta

In çatı, yalıtım on 05/09/2009 at 19:38

teras altı ahşap döşeme su yalıtım membranı mantar ısı yalıtım levhası mantar üzeri beton

Mantar yalıtım levhalarını ilk kullandığımız yer teras oldu. Terasın katmanları şöyle: ahşap döşeme en altta ve mutfağın da tavanını oluşturuyor. Üzerinde su yalıtım membranı ve onun üzerinde 25 mm kalınlığında iki kat olarak (yani toplam 50 mm’lik ) mantar levhalar. Mantar levhaların üzerinde demir bağlandı ve doğrudan beton döküldü. Daha sonra da karo taş döşenecek.

Mantar yalıtım levhaları ile bilgi için tıklayın.

2 ay sonra not: terasta ahşap üzerine yaydığımız su yalıtım membranı en büyük hatamız oldu. Eğer bir membran konulacaksa, bu beton ve şap arasında olmalıydı. Şimdi beton altına sızan su membranın bir zayıf yerini bulup akıyor. Karo altına su yalıtımı için ayrıca bir katman sürüyoruz.

kaplasak da mı camlasak

In kapı pencere, yalıtım, ısınma on 16/08/2009 at 13:48

watertower-ed01Eskiden cam vardı, sonra çift cam oldu; derken üçlü camlar ve şimdi ısı veya ısı+güneş kontrol kaplamalı (low-e) camlar çıktı!

Seçenekler her zaman doğru seçim yapmayı kolaylaştırmıyor.

Üçlü camlar, aralarında 9 mm boşluk ile üç camın yan yana getirilmesi ile oluşuyor. Aradaki hava veya argon gazı ısı yalıtımı yapıyor. Kışı çok soğuk bölgelerde (Doğu Anadolu veya dağ evlerinde) kullanılabilir. Ancak üçüncü camın fazladan ağırlığının menteşelerde yol açabileceği esnemeleri dikkate alın ve bence sabit olanlar hariç çok geniş camlarda denemeyin.

Çift camların genelde dışta kalanının iç yüzeyinde ısı kontrol kaplama filmi eklenmiş olanları, ‘ısı kontollü çift camlar’. Kaplama, içerden gelen ısıyı tekrar içe yansıtarak, çift cama göre yüzde 45 ve tek cama göre yüzde 72 oranında ısı kaçışını azaltıyor. Ne güzel değil mi! Ancak karar vermeden önce biraz bekleyin ve kışın iyi olan bu özelliğin yazın kabusa dönebileceğini unutmayın.

Hem ısı ve hem güneş kontrollü çift camlarda ise, kaplamalar ile hem ev içinde üretilen ısının içerde kalması hem de güneş ısısının dışarda kalması sağlanıyor. Isı kontrollü camla aynı oranlarda ısı kaçışlarını azaltırken, farklı olarak, güneş ısısının girişini yüzde 45 oranında azaltabiliyorsunuz. Bu özellikle soğutma ihtiyacı, ısıtma ihtiyacından çok fazla olan Akdeniz kuşağı bölgemiz için kullanışlı bir cam.

Şimdi gelelim bu avantajları yanında fazla konuşulmayan taraflarına. Isı veya ısı+güneş kontrol kaplamalı camlar, tek cam ve çift cama göre güneş ışığı geçirgenliğini de azaltıyor ve içeri ‘gölgeli’ bir ışık veriyor. Bu ‘gölgelilik’, klasik çift camla karşılaştırıldığında, ısı kaplamalıda yüzde 25, ısı+güneş kontrol kaplamalıda yüzde 45 oranında olabiliyor.

Klasik çift cam ve ısı kontrol kaplamalı ile ısı+güneş kontrol kaplamalı arasında tercih yaparken, evinizi ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarınızı dikkate almanız çok önemli.  Soğutma ihtiyacı olmayan bir evde güneş kontrol kaplaması gereksizken; ısı yalıtımı amacı ile ısı kontrol kaplamalı camlar kullandığınızda yazın kendinizi eskisinden daha sıcak bir eve mahkum bırakabilirsiniz.

Bundan kaçınmak için hem ısı hem güneş kontrol kaplama tercihini kullanırken, bu sefer de doğanın bedava ısı ve ışık kaynağı olan güneşten kendinizi mahrum bırakmış olursunuz. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Aman ne olur dikkat.

Orta Karadeniz’de kışın güneşin bedava ısı ve ışığı değerli, ancak nadir bir nimet. Kışın güneşi beklerken, bir yandan da içerdeki ısımızı kaybetmek istemiyoruz. Salonda yaklaşık 10 m2 güney cephe camımız var. Basit bir hesapla bu camlarda ısı kontrol kaplaması kulandığımızda; güneş enerjisi ve ışığını içeri almada toplam 2,5 m2 cam eşdeğerinde bir kaybımız olurken, ısı kaçışında 4,5 m2 cam eşdeğerinde kazancımız olacak. Geri kazandığımız (veya kaçışını engellediğimiz) ısıya karşılık, kaybettiğimiz ışık ve güneş sanırım ihmal edilebilir. Bu kararla dileriz, yazın evi hamama çevirmeyeceğiz. Öyle bile olsa, en fazla bir ay sıkıntı yaşarız, onda da pencereleri açık tutarak bundan kaçınabileceğimize inanıyorum.

Isıcam ısı kontrol kaplamalı camlarına ‘ısıcam sinerji’ adını vermiş; ısı ve güneş kontrol kaplamalı olanına da ‘ısıcam konfor’. Bölge ve evinizin konumuna göre siz de kendiniz için iyi düşünün. Size uygun iseler aman ne güzel; ancak yan etkileri, kaçındığınız ısı veya soğuktan daha fazla dert olmasın.

Biraz daha bilgi edineyim derseniz: Efficient windows.org

şömineyle ısınma

In ısınma on 08/08/2009 at 11:39

Bu evde şömineyle ısınacağız!

Güneşle ısınmaya güvenemeyecek kadar kuzeydeyiz; güneşi ancak bir takviye olarak görebiliriz. Doğal gaz olmadığına göre tercihimizi fosil yakıtlardan yana yapacak olsaydık mazot ve kömüre mahkumduk.

heatpumpIsı pompalarını da dikkate aldık. Isı pompaları, toprakta, havada veya suda depolanmış ısıyı evi ısıtmada kullanma ilkesiyle çalışan yeni teknoloji aygıtlar. Toprak kaynaklı ısı pompasını anlatmak en kolayı: bunlarda kalorifer suyu, ev altında yerin derinliklerine (70-100 metre) kadar inerek borularla dolaştırılıyor. Yerin altında derinliklere indikçe boru içindeki su ısınıyor ve evin içine bu ısıyı taşıyor. Bir avantajı ısı pompasının aynı zamanda serinlemek için de kullanılabiliyor olması. Teknik olarak detayına girmeyeyim (ben de anlamıyorum çünkü). İlgilenenler Isı pompası sitesinden, veya Ecotec firmasından bilgi alabilir. Ancak, ısı pompalarında suyu döndürmek için kullanılan pompalar elektrik ile çalışıyor. Bu da aslında ısı pompalarının yenilenebilir enerji kaynaklı olup olmadığı tartışmasını getiriyor. Diğer yandan, radyatör  suyunu belli bir dereceye kadar ısıtabildiğinden takviye için, bölge koşullarınıza göre, bir yakıt kullanmanız gerekebiliyor. Gerçi yerden ısıta sistemi ile kullanılan ısı pompalarında bu ihtiyaç daha az görülüyor.

Yenilenebilir enerjiler içinde bize en uygun olan odunla ısınmak olarak göründü. Çiftlik arazimiz içinde küçük bir orman alanımız var. Ağaç kesmeden, kuru dalları toplayarak belki idare ederiz, edemediğimizi de yakacak odun alarak temin edebiliriz.

“Şömineyle önünüz ısınır, sırtınız donar” diyorlar. Doğru, eski çiftlik evindeki şömine aynen öyle. İnsanın kendini şöminenin içine atası geliyor ısınabilmek için. Ancak hayli etkin şömine ve sobalar da var. Çok araştırdık, sonunda Türkiye’de Hürsan’ın şöminecilik airchaufftecrübesinde ikna olduk. Teknoloji Avrupa, üretim Türkiye. Bildiğimiz şöminelerden farklı olarak önü camekan ile kapalı, ağır döküm (200-300 kg) şömineler bunlar. Sıcak hava, şöminenin hemen üzerindeki “ısı odası”nda toplanıyor, buradan da hava kanalları ile istenen odalara taşınabiliyor. Bacadan sıcak hava değil sadece yanma gazı çıkıyor. Salınan CO2, ağacın yıllarca depoladığı CO2 olduğundan fosil olduğu iddia edilemez. Sürdürülebilir bir orman yönetimi ile bu CO2 ağacın ömrü boyunca depolanır, odun olarak yandığında da salınır ve bu döngü ağacın ömür döngüsü ile beraber devam eder. Biliyorsunuz doğalgaz, kömür veya mazotta tükettiğimizin yerine yenisini koyamıyoruz.

Dönelim şömineye, önü kapalı olduğu için, yanma için gerekli oksijen, şöminenin altında bırakılan küçük kanallarla hazneye alınıyor. Bu giriş sınırlı olduğu için odun da yavaş yavaş içten içe yanıyor. Yani açık şöminelerde olduğu gibi odanın oksijenini tüketmiyor ve odunları hor diye yakıp yutmuyor.

Bakalım, en azından tanıtımı bu şekilde. Hürsan, alıyor olduğumuz 80’lik döküm şöminenin evin yalıtımına bağlı olarak 100 ila 150 m2 alanı ısıtacağını iddia ediyor. Biz sıcak havayı, 105 m2’lik alt kat alanımızda dağıtacağız. Üst kata (30 m2) ısının merdiven boşluğundan zaten çıkacağını düşünüyoruz.

Bir de, ısı tutma kapasitesi yüksek kalın tuğla duvarlarımızın gündüz üretilen ısıyı tutarak, gece bizi ısıtmak için geri salacağı da bir başka güvendiğimiz nokta.

Belki öyle sıcacık bir evimiz olmayabilir, özellikle sabahları kalktığımızda alt kata inip şömineyi yakmak her seferinde tatsız bir rutin olabilir; ancak mazot ve kömürün de zahmetinin daha az olacağını kim iddia edebilir.

Ömümüz kış. Kısmet olur da evimize taşınmış olursak, beklentilerimizin ne dereceye kadar karşılandığını yine notlarıma düşerim.

Şömine alacaklar nelere dikkat etmeli? Tıklayın.

Kimileri Türkiye’den -kimileri değil- birkaç bilgi edinebileceğiniz site:
Olesen Sobaları
Meda Şömine Soba
Hürsan Şömine Soba

Hürpaş Şömine Soba
Aksan Şömine
Eskimo Şömine
Rayburn Isınma ve yemek pişirme sobaları
Heat Kit

Jotul sobaları